Bir parça yiyecek bulma umuduyla yere inip sekerek ilerleyen küçük serçe daha ne olduğunu anlamadan adımını attığı kuş kapanında hayata oracıkta ve aniden veda etti. Birkaç saniye içinde sanki günlerce bu anı beklermiş gibi uzanan, kirli, toz toprak içerisinde bir el kuşu kapandan çıkarıp, sıkıca boynuna doladığı postacı çantasının içindeki naylon torbaya atıverdi.
Öğlen vakti olmasına rağmen hava puslu ve karanlık sayılırdı. Çevrede tek tük uçan kuşlardan başka ne bir hareket ne de bir ses vardı.
Zeynep, lisenin ilk sınıfına başlamış, hayata umutla bağlı, arkadaşları tarafından çok sevilen deli dolu, bir o kadar da eğlenceli bir kızdı. Herkes onu arar sorar eksikliği her ortamda hissedilirdi. Halbuki hayatında bu kadar yalnız olacağını hiç hayal etmemişti Zeynep.
O gün sınıf arkadaşları ile okulun organize ettiği bir kitap fuarı açılışında yer almak için şehirden bayağı uzaklaşmıştı. Fuarın birkaç yüz metre ilerisindeki benzin istasyonunun yanındaki mobilya mağazasının bir gün kendine ait korunaklı yuvası olacağını hiç tahmin edemezdi o lanetli gün başlarken.
Girdiği her mekanda gördüğü tek şey 11:14’te durmuş saatlerdi. Bu iki rakam hakkında ne çok düşünmüş, oynamıştı. Toplamış çıkarmış ortaya çıkan sonuçlardan aklınca uğurlu sayılar oluşturmuştu. Oysa o gün bu saatte bitmişti her şey, belki de tersten bakılırsa başlamıştı.
Arada sırada sıkıntıdan ailesinin ona liseye başlangıç hediyesi olarak aldığı artık hiç çalışmayacak devreleri kavrulmuş cep telefonunu çantasından çıkarıp, annesini arıyormuş gibi yaparak onunla uzun uzun sohbetler ediyordu. Ta ki gerçekten onu hayata hazırlayıp kendinden bile çok seven sesin sahibini bir daha hiç duyamayacağı gerçeğini hatırlayıp, gözleri dolana kadar.
Hava iyice kapanınca adımlarını iyice hızlandırarak sığındığı mobilya mağazasına doğru hareketlendi Zeynep. Yağmur başlayacaktı ve bu ona hiç iyi gelmiyordu, aylar önce yanmış derisi zaten bir türlü iyileşmiyordu, birde yağmura yakalanırsa canı iyice acıyacaktı.
Çevreye bir göz gezdirip mağazanın yıkılmış kapısından içeri dalıp her zamanki gibi girdiği oyuğun arkasına birkaç kalas dayadı. Derin bir nefes aldı, en azından bu akşam da karnı doyacak, yakaladığı küçük serçe ile kendine bir ziyafet çekip yarının daha şanslı bir gün olmasını düşleyerek uyuyacaktı.
Mağazanın içine girip çantasını bıraktıktan sonra sergilenmek üzere dizilmiş büfelerden birinin önüne gelip aynaya baktı. Günlerdir neredeyse içecek su bile bulamadığı için eli yüzü kir içindeydi.
Taramaya korktuğu saçları darmadağındı, yemekten önce saçlarını toplamak istedi ancak bir avuç dolusu saç kökünden kopup elinde kaldı, hızla yere fırlattı kirli saç parçalarını. Kendine söz vermişti. Ağlamayacak güçlü olacaktı.
Gözü büfenin üzerindeki saate takıldı. 11:14. Kimsenin ne olduğunu bile anlamadığı anda tüm şehirdeki saatler o dakikada durmuştu. Zeynep bu sayılardan türettiği uğurlu rakamı hatırlayıp, yemeğini hazırlamak üzere mağazanın patron masasına yöneldi. Yaşadığı yeri fazla kirletmemek için mağazada biriken gazeteleri masa örtüsü olarak kullanıyordu. Bir tanesini aldı açtı, çantasındaki torbadan küçük serçeyi çıkarıp temizlemeye başladı.
Gazetelikte kalan bir başka gazetenin başlığı hiç dikkatini çekmemişti.
“Ortadoğu’da Nükleer Tehdit! Sular ısınıyor, sıcak temas olursa İstanbul büyük tehlike altında…”
Foto: Örgüt Çaylı
“Ortadoğu’da Nükleer Tehdit! Sular ısınıyor, sıcak temas olursa İstanbul büyük tehlike altında…”
Foto: Örgüt Çaylı
